Etiket Arşivi: dürüstlük

Uzun zamandır yazmıyorum, aklımın içinde sürekli yazdığımı, bundan vazgeçemediğimi ama sana iletirken süzgeçten geçirdiğimi ve hatta tembellik edip yazmadığımın da farkındayım. Kendimi neden yazdığımı ya da yazarak anlatmaya çalıştığımı, kime anlattığımı düşünürken yakalıyorum.

Ben bunları düşünüyorum ve düşündükçe bazı cevaplar ya da çıkmaz sokaklar buluyor ve geri dönüyorum. Kadın dediğimiz o anlaşılmaz yaratığa ilişkin milyonlarca düşünce, milyonlarca soru ve bir o kadar da çıkmaz sokakla baş başa yaşamaya çalışıyoruz ve zihnim bu yüzden karakalem bir tabloya benziyor. ben öyle olduğunu düşünüyorum. Şizofren bir ressamın çizdiği, karmaşık ama birbiriyle bağlantılı ve buna rağmen tuhaflıklar içeren bir tabloya.

Sanırım o ressam benim, dolayısıyla şizofren olan da ben oluyorum ama buna rağmen kadına ait düşüncelerimi ifade ettiği için, içinde tuhaf bir şekilde kadın da var. Buna bağlı olarak, gerçeklere bağlı olarak, net bir bakış açısı oluşturduğumda, oluşturmayı denediğimde ise, her kadında ortak izler ve istekler görüyorum; bunların bir kısmını kadına ait basit hatalar olarak tanımlamış ve kabul etmiş olsam da.

Kabul ediyorum ama hala tam olarak anlayabiliyorum diyemem. Zira, dürüstlük ve aşk arıyor kadın en temelde. İlişkilerine ve hayatına baktığımda. Neden bu kadar kovalamaca? Neden bu kadar bağıra çağıra aramak? Aradığını belirtme ihtiyacı? Ne bu ısrar?

İşin içinde bolca reklam olduğuna karar verdim sonunda, bir de korunma içgüdüsü. Korkuyorsun; aldatılmaktan, kullanılmaktan ve seni yanlış anlayabileceklerinden. Bunların hepsi çöp benim için. Geçersiz. Kim güzel bir hayat istemez ki? Kim kullanılmak, aslında sonradan farkedeceği üzere hayal ettiğini yaşayamadığını görmek, yaşadıklarının filmlerdeki dekorları andıran kartondan yapılmış şehirler olduğunu görmek ister ki? Ben istemem. Kimse istemez. Sen de istemiyorsun, bu noktada hepimiz aynı noktadız. Peki, kadın neden bağıra çağıra bunu vurguluyor?

Gerçekte sevilmeye ne kadar layık olduğunu gösterebilmek için. Aslında ne kadar da muhteşem olduğunu ama onu anlayabilecek yetide birisine rastlayamadığını anlatmak için elbette. Bu şekilde bağırıyor ve dikkat çekmeye çalışıyor ki, duyanlar daha önce yaşadıklarının kendi hatası olduğunu anlamasın. Yani, kendini aklama çabası da var. Tecrübelerinden ders çıkarmak yerine, güzel bir kampanya ile başarıya ulaşabileceğini düşünüyor kadın. Ha, evet, ders çıkaranlar var, çok ders almış olanlar. Nazlılar grubu. Öyle üzmüşler ki onları daha önce, çekinerek atacakmış o yüzden adımlarını, iyice tanımadan emin olmak istemezmiş, o yüzden de yaşanacaklar kısıtlıymış o emin olana kadar. Oldu canım! Sen kendini tartmadan, suçu -ki bunun varlığını da tartışırım- tamamen başkasına at, sonra da o başkasının yükünü benim sırtıma yüklemeye çalış. Kadın olmak çok güzel olmalı.

Dürüstlük istiyormuş. İstediğin kadar isteyebilirsin, benden alacağın ise verdiğin kadardır. Dürüstüm ya da değilim, demeyeceğim sana. Neye istersen ona inanabilirsin, benim tamamen ahlaksız ve ikiyüzlü olduğuma vardırıncaya kadar konuyu, zorlayabilirsin. Bunlardan gocunmam. Buna karşın, bana kar tanesi olduğun masalını anlatma rica edeceğim. İnsanız ve maslow’a göre temel ihtiyaçlarımızın bir haritasını çıkarmak zor değil ve sen de bu haritada bir yerlerdesin ama dışında değilsin. Bu ihtiyaçların yokmuş, androidmişsin gibi davranma bana. Bir ülkede yaşıyoruz ve bu yaşadığımız ülkede, başkalarından daha temiz olduğunu, daha naif ve saf, şeker gibi birşey olduğunu da anlatma bana. Bütün bunlar zırvalık. Neye ihtiyacın varsa onu ararsın, dürüstlük istiyorsan en çok, samimiyetine en az inanılacak insansın benim için.

Attığın her adım, söylediğin her söz, yaptığın makyaj, modaya olan ilgin, duruşun, somurtuşun ve ağlayışın… Tamamı, büyük bir kampanyanın parçaları! Kendini anlatmak, tanıtmak ve seçimde kazanan olmak için atılan adımlar. Bunlardan bir tanesini kendin için yapabildiğini söylersen, benim için değerin gerçekten artacak. Ama sen bunu düşünemeyecek kadar, kendini, kendin için düşünemeyecek kadar bir gösterinin peşine düşmüş ahmaklar sürüsünün bir piyonusun sadece.

Drawing, originally uploaded by gowers.



Anlatacaklarımı, hislerimi iyice anlamanı istiyorum. Beni anlamanı. Gerçekten. O yüzden önce şunu okursan sevinirim: O beni hiç sevmiyor

Çok başka bir yerde karşılaştım onunla.

Aramızda ne çatılarda, ne bazen işlek bir yolun ortasında, akşama kadar kravatlı beylerin ve etekli-ceketli kadınların ciddi ciddi çalıştığı yüksek binaların giriş kapısı önündeki mart kedilerinin kimseye aldırmadan yaşadıkları seks yaşandı, bitti, ne de kendileri de sebebini bilmeden ama birlikte, geceler boyu avaz avaz bağıran martılar gibi tartıştık.

İlk olarak ona yem olarak attığım, kinayeli, çift anlamlı, çok anlamlı sözcüklere ve tuzaklara şehrin kalabalığında tura çıkmış bir motosiklet sürücüsünün diğer araçların arasından kıvrılarak ve nanik yaparak geçişi gibi, sıyrılıp verdiği cevaplarla dikkatimi çekti. Şaşırdığımı da eklemeliyim, çünkü basit anlamıyla cevap vermenin ötesinde, üzerine kendinden de koyarak, espri de katıyordu işin içine. Bir ara, kısa bir an için, daha önce tanıştığımızı, birinin bana şaka yaptığını ya da beni ona anlatan bir aracı, bir süflör var da, beni öyle buldu ve planladığı oyununa hiç çaktırmadan ve saf edalarla devam ediyor sandım.

Daha fazla »

Monday, originally uploaded by Jyn Meyer | Photographer.


Bana birşeyler oluyor ve kimselere anlatamıyorum. Anlatıyorum da, ya dinlemiyorlar ya da anlamıyorlar. Nasıl anlasınlar ki? İnsanın içinden geçenler, düşündükleri ve hissettiklerini yorumlayabilmek için, anlayabilmek için o kişinin yaşadıklarının bir kopyasını yaşamak gerekmez mi? Her anı kaydedebilecek bir karakutu olsa ne güzel olurdu; oturup izlerdim, dinlerdim. Ne şekilde kaydedecekse artık işte düşüncelerimi ya da bünyede gezinen bu düşüncelerin pompaladığı hormonları.

İstersen burada, tam ben bu cümleyi bitirmek üzereyken kalkıp gidebilirsin; pek iç açıcı konuşabileceğimi sanmıyorum.

Daha fazla »