Etiket Arşivi: alaka

Umbrellas, originally uploaded by bfscott2007.

Dostum yaklaş, kulağına fısıldamak istediğim büyük bir haberim var. Sonunda buldum, hamamdan çıplak fırlayabilecek kadar cesur değilim ama buldum işte! Sonunda. Yıllardır düşünüyorum da gözümün önündekini görememişim.

Neden uzun zaman aldı biliyor musun? Hep yanlış yolda yürümüşüm hep! Sorunun kafalarının içinde olduğunu düşünmüştüm. Ben nasıl düşünüyorsam onlar da bir şekilde düşünüyorlar, nasıl düşündüklerini anlayabilirsem, radikal bir çözüm üretebilirim demiştim. Bu uğurda, yıllarımı ve yüzlerce kadını harcadım. Onlar gibi düşünmeye, onlar gibi konuşmaya çalıştım. Anlayacakları dilden, tondan debelendim.

Dün geceden beri parıldıyor kafamın içinde çözüm. Şimşek çaktı gözlerimin hemen üzerinde, onunla konuşurken. Önce sinirlendirdi beni, sonra sakin olmam gerektiğini düşünürken tatlı bir huzur kapladı içimi. Neden mi sinirlendim? Sinir yanlış bir kelime, onu hemen düzeltelim, aciz hissettiğim için kendimi hapiste gibi hissettim; dilimi anlamayan başka bir ırkla çevrili bir dünyada: kadınların dünyasında yalnız bir erkek olduğumu düşündüm. İnan bana cennet filan değil, sakın öyle düşünme. Yalnızsın ya, bildiğin yalnızsın işte, öyle düşün. Bir kedi seni, beni daha çok anlar bence. Ama çözeceğiz hepsini.

Aciz hissettim, çünkü anlamsız ve sebepsiz kadın açmazlarından birinin içine düşmüştüm. Tam bir tuzak. Bunların çoğunu ben kabul etmiştim yıllardan beri, kadındır ve bundan hepsinde var, başımdakine özel değil diyerek katlanmaya, çözmeye çalışıyordum. Tuzak, çünkü ne yaparsam yapayım kurtulmam mümkün değil, oraya düşmem gerekiyor ve çözene, gülümsetene kadar uğraşmam gerek. İlgili olduğumu göstermem gerek. Sanırım bunun orangutanlardaki karşılığı sırtındaki bitleri ayıklamak. Yapmak zorundasın.

Efendim, konu benim ilgisizliğimle açıldı. Bir ilişkinin iki tarafı da emek vermeliymiş, ben tembel miymişim yoksa umrumda mı değilmiş ne, öyle bir şey işte. Önce göremediği fakat geri planda onun için çalışan, daha doğrusu emek veren beni anlattım, görmediklerini gözüne gözüne soktum. Acıtmadan yapmalı, en azından kanatmamalı. Kulak memesi kıvamına gelene kadar duvara çarpmak serbest olabilir kimi ortamlarda, aile içinde filan yurdum toprağında. Sonra daha önce neler yaptığımı, ilginin tam olarak ne olduğunu, tanımının neleri içerdiği ve içermediğini anlattım. Kendisinin neler yaptığını sorduğumda, çok çok şeyler yaptığını söylemesine karşın örnekleyemedi. Hatırlayamıyormuş.

Dostum, bunlar bir alem. Gerçekten. İddialı ve büyük kelimelerle lafa dalıyorlar, mantık kıskacına aldığında, tıkanıp kalıyorlar, verecekleri örnekleri hatırlayamıyorlar ya da dün gece elektıraklar kesik oluyor da, çalışamıyorlar. Şimdi buraya kadar ne oldu, mevcut bir iddiayı gerçek ve net temelli düşüncelerimizin arasına alarak erittik. Kurtulduğunu mu sanıyorsun? Adını daha sonra koyacağım -tekliflere de açığım bu konuda- bir başka kavramla karşılaşıyoruz. Mantık kıskacından kurtulmaya yeltendikleri kısım burası işte. Net sorulara net cevaplar almak bu noktada gerçekten zor. Cevap almak bile zor. Tartışmayı çok iyi bildiğimi, benim kadar iyi tartışamadığı için kaybetmiş gözüktüğünü filan söyleyebilir. Aldanma sakın! Sonra da ne diyecek biliyor musun? Neden saldırıyorsun, diye soracak. Sen kartopunu yuvarla tepeden, ondan sonra bu neden aşağı inene kadar yuvarlanıyor, kar çok saldırganmış, de. Yemezler canım. Konuyu çözüp, çözüme bağlayıp, her iki tarafın da kabul edeceği bir noktaya gelebilmek için, onun başlattığını, kaldırdığı uçağı çakmadan sağ salim yere indirmek için çaba gösterirken saldırgan oluyorsun!

Sakın ola ki, kokpiti terketme kaptan, sakın! Uçak çakılır ve sorumlusu sen olursun, zavallı hostes uçağı kaldırmış olabilir ama nasıl uçursun? Sen varsın diye yola çıktı, sana güvendi, sana sığındı. Yani demem o ki, sen bu fikir düellosunu sonuca bağlamazsan, havada bırakırsan yine ilgisizlikle suçlanacaksın. İşte tam olarak bunun adını koymak istiyorum. Psikolojide daha genel bir tanım ama iki negatif motifli çatışma deniyor buna. İstemediğin iki seçenekten birini seçmek zorunda bırakıyor seni. İkisini de çarp suratına, işte sen busun de! Ya da yapma, kırma, o da bir çeşit insan. Bir çeşit insanların da hakları olmalı bence.

Hah, işte düşüne düşüne, onu çözmeye çalışarak geçti yıllarım. Aktardığım konuşmayı, yaklaşık olarak üç ayda bir yinelemek gerekiyor. Yaşa göre, senin değil, kadının yaşına göre değişebiliyor aralık. Otuz yaş üstünde, kırklara doğru yedi aya kadar çıktığı görülebiliyor. İkimiz de aynı oksijeni yakıyoruz içeride, sonuç nasıl böyle farklı olabiliyor, diye düşünmekten yedim kendimi. Oksijende değil sorun, o diyet kurabiyelerinde, diyet bisküvilerinde, ciddiyim. Önce onu kesiyorsun, yasak ediyorsun, çaktırmadan ounn yerine başka şeyler yediriyorsun, mesela bırak onu da gidip dondurma yiyelim, diyorsun, sonra da doyurucu bir cinsellik, romantizmi unutma ama arada mum yak, bir şarkı çal, odun olma, bana göre değilsin yahu, lütfen, hayat bayram olacak inan bana.

Bugün başla buna, iki ay sonra senden mutlusu yok, bak göreceksin. Herkese söyleme, toplumda infial yaratmak suçundan sürünmeyeyim senin yüzünden. Sevdiğin arkadaşlarınla paylaş sadece.

Dur artık, ben yoruldum. Dur, yoksa ben durmak zorunda kalacağım. Nefes almakta zorlanıyorum, buram buram sen oldun her tarafım.

Sen oldun bütün hayatım, sanıyorsun. Olmayacak, asla olmaz ve bunu kabullenmen gerek. Beni biraz olsun kabul ediyorsan, kabul edebiliyorsan, nefes almam için de müsade et ki ben, ben kalabileyim, olabileyim. Tüm hayatımı, onu nereden tanıdığımı, burada ne yaptığımı, o sırada ne düşündüğümü sormaktan, her nefesimin içine karışmaktan, benim yerime düşünmekten ve planlar, emrivakiler yapmaktan vazgeç. Çepeçevre sarmak zorunda değilsin beni. Sarmak ve bana böylece sahip olabileceğini düşünme.

Sakin ol. Biraz daha sakin.