Kategori Arşivleri: oyun

98/365 : Paper Please., originally uploaded by moiht.

Bugünkü oyunuzumun adı, kendimizi tanıyor muyuz?

Olduğunu sandığın bir sen var,
Olduğun bir sen var,
Olduğunu sandıkları bir sen!

Giyinip kuşanıp, süslenip püslenip taşıyorsun sokaklara; kıvırtarak, göz süzerek, dekolteli memelerini sallayarak çıkıyorsun karşıma.

Aynaya baktığında ne gördüğünü söyleyebilir misin bana? Hayır.
Cesaret oyunu değil bu, samimiyet testi sadece…

Galardo, originally uploaded by Mistamoni.

Çocuk olduğum ya da hissettiğim zamanlarda dahi, arabalara aşkın bir ilgim olmadı. Konuyu etraflıca çevirebilecek bilgim olmadığı ya da sonu gelmez karşılaştırmalarda yıldığım için olabilir.

Son dönemde, değişik bir şekilde tekrar ilgi duymaya başladım arabalara. Kiminin gücü ve sesine, kiminin tasarımına hayran oluyorum. Yine de kendimi bir tutkun olarak tanımlayamam. Söylemeye çalıştığım aslında belki de şu: o kadar nadide eserlerle karşılaşıyorum ki karşısında bilgisiz olsam dahi saygıyla eğilmekten ve ilham patlamalarının yaşandığı andaki ruh haline gıpta etmekten kendimi alamıyorum.

Kimi zaman öyle görkemli, sade detay ya da bütünle karşılaşıyorum ki, tat aldığımı söyleyebilirim. Hani şu reklamlarda gözlerini kapatıp, gülümseyerek inleyen kızlar var ya, onlara benzetebilirsin beni. Zihinsel anlamda.

Bütün bu yargılar, günümüz kültürü ve benim içinde bulunduğum ruh halinin kesişme noktasına ait. Bir süre sonra, çeşitli kusurlar bulabilirim ama şu an değil.

Bir parçanın yerini, şeklini değiştirmenin imkansız olduğu, onu oradan sökmenin mümkün olmadığı tasarımlardan bahsediyorum özetle. Gözümün odaklanmakta zorlandığı, bakışlarımı bir noktasında tutamadığım, tamamını görebilmek için uzaklaştığım ama buna karşın detayları da kaçırmamak için kendimi yaklaşmak zorunda hissediyor oluşumdan bahsediyorum.

Heyecanlanıyorum!

Bütün bunların benimle ilgisi nedir, diye sorabilirsin bana. Paylaşmak istedim seninle. Araba sadece bir örnek bu anlattıklarım içerisinde. Arkasında yatan emek, ürün, sanat ilişkisinden bahsetmek istediğim için.

İçimde bir his uyandığı, yaratmak; yazmak, tasarlamak, çizmek isteği uyandığı için. Uyandırdığı için. Gözümü boyamadan, beni kandırmadan bana itici bir güç verdiği için.

Merak ediyorum, seni yaşadığın dünyandan koparan, başka bir noktaya savuran, uçuran rüzgarların var mı?

TIE ME UP, originally uploaded by THE ULTRAVIOLET.

Sakin ol!
Derin nefes al… Derin.
Hepsi geçecek, buna inanmalısın.
Dinlemeye başlamadan sakinleşmeye çalış.
Nefes al. Nefes aldığını farketmeye, hissetmeye çalış.
Aldığının nefesin tüm bedenine bir hareketlenme getireceğini hatırla.
Düşün ve hisset; sana iyi gelecek bu, ne yaptığının farkına vardıkça, eminim.

Bir hastaymışsın gibi konuşmuş olabilirim seninle, bir doktormuşum gibi. Değilsin, değilim. Bireyleriz, olabildiysek eğer, kendi kendimize, bağımsız düşünüp, var olabiliyorsak. Olabiliyorsam. Evet, olabiliyorum. Sanırım. Birey olabilmek için, genel kanıların aksine mi hareket etmeli? Sıradışı mı olmalı? Tanım gereği belki böyle olabilir, ama öznel anlamda, yani mesela seninle konuşurken, senin hakkında düşünürken böyle olman gerektiğini düşünmüyorum hiç. Benim için sıradışı olman; saçlarını turuncuya boyatman, ofisime sarındığın mantonun içinde çıplak gelmen gerekmiyor.

Sıradışı olma, olmaya çalışırken kendini yorma, benim bunlara bakarak seni seveceğimi, değer vereceğimi düşünme. Bunları anlatmam gerekiyor ve gerçekten yoruluyorum seninle konuşurken. Zira, bir fikir belirttiğimde, tartamıyor musun yoksa geçmişinde acı tecrübeler, mutsuz bir anne baba mı var bilemiyorum, tam tersi yöne ve sert adımlarla ilerlemeye çalışıyorsun. Bunu sana söylediğimde de ben suçlu oluyorum. Sıradanlık konusuna da nereden geldik?

Hepiniz aşk arıyorsunuz, daha önce de söylemiştim, duymuş, görmüş, bıkmıştım; dürüstlük arıyorsunuz, romantik komedi filmlerinden vazgeçemez, omzuna başını koyup kah gülümseyerek kah ağlayarak ama sıcağını hissederek filmi izleyebileceğin bir erkek olsun istiyorsun. Bunları belki kadın olsam ben de isterdim, belki istemezdim. Konumuz bu değil ki. Senin istediklerin, benim istediklerim, bitmez, sonu gelmez hayallerin perdelendiği gösteri merkezinde koltuğumuza oturmuş, her bir dileğini, renklere boyadığın hayatının kenar süslerini eleştiriyor değilim ki.

Karıştı mı? Sakin olmalısın. Derin bir nefes şimdi. Başın dönünceye kadar çek içine, kokusunu da almaya çalış dünyanın.

Bazen anlatabilmek için abartmak, tam tersine -önce- inandırmak, sonra duvara çarparcasına fikirlerini un ufak etmem gerekiyor. Sonuna kadar kaybolmayıp, ancak sabredenler ve bir de acıya katlanabilenler bu yolculuğun sonundaki parlak günleri görebilecekler. Tekrar bir nefes, konsantre ol. Bana değil. Bu önemli: bana vereceğin cevaplara da değil. Aklının içine attığım tohumların serpiştiği sırada çıkardığı sesteki ahenge.

Sıradan olma dedim, sussan yeter aslında. Çünkü hepiniz aynı şeyleri söylüyorsunuz. İnan, senden az önce bir arkadaşım kalktı senin oturduğun koltuktan, sanki aynı kanalı izliyorum ve sadece televizyonum değişti. Senden çok heyecanlı beklentilerim de yok. Tamam var, yok dememeliyim, biraz heyecanı kim istemez ki? Ama bu heyecan için aslında olmadığın birisine dönüşmeni istemiyorum, belki böyle anlatmalıyım. Seni değiştirmek değil derdim, seni benim kabul edebileceğim şekle, pakete, kılıfa sokmak değil. Sadece düşünmeni, nerede durduğunu, ne olduğunu, ne yapman gerektiğini düşünmeni istiyorum.

Hastaymışsın gibi davranıyorum sana bazen. Kobay gibi de diyebilir miyiz? Sanmam. Deneme yapmayacak kadar eminim, bunu bana güvenmen için söylediğimi de bilmelisin, zira tedavinin ilk adımı psikolojik kabuldür. İnanmaktır.

Sen kendin için olduğunu iddia etsen de, benim için, bizim için, hemcinslerin ve arkadaşların için giyiniyor, boyanıyor, parfümlerle yıkanıyorsun. Sana bunlar için bir reçete yazmayacağım. Hatta reçete yazmak ne ki, sana ihtiyacın olanı vereceğim, o hapı vereceğim. Ama sadece bir doz. Daha fazlasını istiyorsan, iyileşeceğine beni inandırmalısın ve bunun için çeşitli sınavlarım var hazırladığım. Bir doz.

Bir hap vereceğim sana. Sadece bir tane!
Ne ve hangisini istediğini iyi düşün.

Zarafet? Akıl, bilgelik, hikmet? Seksapel? Kültür? Kabul görme? Denge? Tecrübe, saflık, hayalgücü, yaratıcılık?

Bugün serbestsin. Ne istersen yap, ne eleştirel bakışım olacak, ne de tek söz söyleyeceğim sana. Kendin için yapacağın, katılacağın, paylaşacağın bir aktivite için yorumum olmayacak. Kendin için olduğu sürece.

yıllar sonra bile, sana bir faydası olacağını düşündüğün ve aslında etrafında gördüğün arkadaşlarından bağımsız, onların düşündüklerinden, yönlendirdiklerinden başka ne yapabilirsin? Yaparken ya da sonrasında mutlu olacağını düşündüğün, hissettiğin ne yapabilirsin? Hiç böyle düşündün mü, hayata böyle bakabildin mi?

Sadece mutlu olmak adına, kendini iyi hissetmek için ve eskimeyecek, seninle kalacak ya da büyüyecek, artacak ne yapabilirsin?

Söylediklerime uygun bir şekilde düşünebilirsen, harekete geçebilir ve gerçekleştirebilirsen, buna inanıyorsan, hemen kalk ve git. Gidip ucuzluktan kıyafet alma, onu kastetmiyorum. Düşün. Bulduklarını benimle paylaşırsan sevinirim. Bugünün oyunu bu olsun. Bakalım oynayabilecek misin?