Ona rastladığımda anlık bir sarsıntı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Beklemiyordum, hazırlıksızdım, uzun zamandan beri görüşmemiştik.
Görmezden gelemem. Rastladığıma sevinmiş gibi de yapamam. Sevinmedim, dersem de yalan olur. Zamanı şu anda durdurabilme imkanım olsaydı ya da onunla yaşamak istediklerimi kimse bilmeden yaşayabilsem ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yapabilsem çok farklı olmaz mıydı? Kendimi ona sarılmak keyfinden alıkoyacak bir sebep varolmazdı bazı şeyleri görmezden gelebiliyor olsaydık. Kim bilir?
Yaklaşsam, konuşsam onunla; eskilerin günahına boyayacak günümü ve gecemi. Samimiyetsiz bir merhaba bana yakışmaz. Uzaktan selamlasam ayıp olacak. Hayatın durduğu, aklımın donduğu yerdeyim. Beni şimdiden çaresizliğin kollarına itti bile. Belki de aşk dedikleri budur ve ben hala anlamamışımdır.
Gülümsüyor ama acımasızca bakışlarının aynı zamanda acımasız olduğunu biliyorum. Sanki herşey benim hatammış gibi. Sanki artık çok mutluymuş gibi. Sanki ben hiç değilmişim ya da olamayacakmışım gibi. Hayatımız hep bir sanki gibi. Başka bir hayat gibi bir anki. Bakışlarından da gülümsemesinden de korkuyor değilim. Zihnimin bir süredir işlenmemiş topraklarına attığı tohumlardan dolayı tedirginim. Orada büyüyüp, benden beslenip beni devirmesinden korkuyorum. Beni ancak benim aklımla yenebileceğini bildiği için oynuyor aklımla. Buruşturup ütülüyor, itiştirip çekiyor aklımı. Yerinden oynatıyor.
Aklımı oynatıyor.

