Karar! Asıl sorun karar vermek. Kimlerlerle irtibat, iletişim, arayış, buluş, pazarlık, çatışma, anlaşma içerisinde olduğuna karar vermek. Bu karara varırken, bildiğiniz gibi insanın aklından bin türlü düşünce geçer ya da geçmez.
Kısa bir görüşmeden sonra, yeni tanışılan bir insana karşı bir tavır oluşturmak da mümkün. Bunu, beyinde yer aldığı tespit edilmiş mirror neural cells yapıyor, yani sinirsel ayna hücreleri. Beynimiz İletişim içinde olduğu diğer beynin gönderdiği sinyalleri, yani ağızdan dökülen kelimeleri değil, vucut dili ile; bakışlar, el, kol hareketleri, oturuş şekliyle; ona bakarak anlıyor ve tepki veriyor. Anlıyor ve senin, benim de anlamamı sağlıyor. Ama bu gerçekten başka bir yazının konusu olabilecek kadar uzun bir süreç ve burada kesiyorum. Buna rağmen, bir anlam veremesem de kimi zaman ısınamadım, dediğim kişilerin bu süreçten geçerken süzgeçe takıldıklarını da düşünmeden edemiyorum.
Karar demiştim. Bu kararı etkileyen sana gelelim. Kadınlardan konuşuyoruz madem, sana gelmeyelim de, herhangi bir kadından bahsediyor olalım hatta. Çünkü, sana saldırdığımı düşünmeni istemiyorum ki beni can kulağıyla dinleyebilesin. Sen saldırdığımı düşünmesen de, düşünmeyecek olsan da, bu insan denen mahlukatta öyle bir bilinçaltı var ki, bazen tüm kontrolü o ele alıyor. O yüzden, diyelim ki herhangi bir kadın ve herhangi bir erkek oturdular diyelim, oturdular ve konuşuyorlar. Bir çaba var, bir birliktelik için. İki cinsin karşılaştığı her noktada adı konmamış bir pazarlık vardır zira. Gelin bu pazarlığın sonuçları nereye varacak beraber görelim.
Bir kadın ile erkek neden birbirlerinden hoşlanır? Onları birbirine ne yakınlaştırır? Nedir bu iki karşı cinsin buluşmasında ikisini birbirine çeken, mıknatıslayan? İlk olarak ve kesin cevap seks olur. Cİnselliktir bu iki insanı birbirine yakınlaştıran, bu doğanın güdülediği hayvan tarafımızı, biraz insan olabildiysek çeşitli kılıflara sokabiliyoruz: romantizm, flört, bir göz süzme ya da hoş sohbet gibi. Evet, hoş bir sohbet bile insanları birbirine bağlıyor dostlar. Çok neşeli, çok zeki, çok esprili ya da kültürlü… Bütün bunların toplamı bir seviyeye varıyor ve istemeye başlıyoruz. İstemeye başlamak, Maslow’un şimdiki zamandan bugünden bakarak yorumladığımızda bazı eksiklerine karşık ilk olarak fiziksel ihtiyaçtan kaynaklanıyor diyebilirim.
Peki ben nereye varmak istiyorum? Aslında, birbirini isteyen, arzulayan çiftlerin ya da çift olacakların aralarındaki münasebetin, neden ve nasıl kesintiye uğrayabileceğine değinmek istiyorum. İçinden çıkamayacağım dipsiz bir kuyunun karanlıklarında ilerler gibiyim. Zira anlattıklarımı sonuna kadar aktarmazsam eksik kalacak ve bu yüzden de…
Sokakta leydi, mutfakta aşçı, yatakta orospu olmalı bir kadın der kimileri. Demiş ve kabul görmüş. Neden? Neden işin içine mutfak, sokak, konser, tramvay ve köşedeki tiyatro binası da karışmış? İnsan paylaşmak ister de ondan. Karar verdiği ve seçtiği kişi ile paylaşmak ister. İşte burada biraz çetrefilleşiyor konu sanki. Çok, çok güzeller gördüm. Çok entellektüel, çok neşeli ve saflar. Sen de görmüşsündür, bu örnekleri konuyu aktarabilmem için anlatmalıyım.
En basit seks güdüsünün bir adım ötesine geçtiğimizde, görüyoruz ki, kadının beyni ile erkeğinki farklı çalışıyor ve bu kimi zaman muhteşem bir ahenk yaratsa da, daha çok yalnızlığa ya da çözümsüzlüğe itiyor. Beni. Beni itiyor diyeyim de bari, bira nefes alacak yerimiz olsun.
Kadının aklından geçenleri, günlük yaşamını, mücadelesini saygıyla karşılıyor ve destek veriyor olsam da, gördüğüm; anlaşması zor, fikir akışı bozuk, hormonal düzeni ya da düzensizliğinden etkilenmiş kadınlar topluluğu ile sarılmışız dostlar. Bir de, buna öyle alışmışız ki, kaprisi olmayan, mantıklı düşünebilen, pazarlıktan uzak ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadına rastladığında bünye, bir terslik var diyor.
Sorun yumağı bir kadınla karşılaştığında ise, durumu normalleştirmeye, kadın işte, deyip bir sepetin içerisinde kabul edilebilirler arasına katıyor bu düşüncelerini, davranışlarını kadının. Bu sırada kadının ne yaptığına çok girmek istemiyorum, zira onun yuva kurmak gibi bir alt benlikle hareket ettiğini görür gibiyim. Bunun için bir mücadelesi var ve az önce söylediğim gibi buna saygı da duyuyorum. Hangimiz istemez ki beşyüzbin lirayı?
Sorumluluklarımız var. Her zaman, her yerde ve herkese karşı. En başta da kendimize. Adım adım ördüğümüz, hayat dediğimiz ve sen, ben şu ekrana bakarken etrafımızda akan zaman, bizi birbirimizle karşılaştırıyor, çarpıştırıyor, buluşturuyor, öpüştürüyor.
Söylediklerimi anlayabilen, buna bağlı mantıklı karşılıklar verebilen ya da olabilirlikler ekleyebilen, sinirsel ayna hücrelerimle ayaklarıma basmadan dans edebilecek var mı aranızda?
Bir adım öne çıksın!


Ben varım…
Retorik bir soru olarak karşılamak mı gerekir? Yani sorduğum soruya bir cevap bekliyor muydum? Hayır diyebilirim.
Hayır demiş olmam verilmiş cevabı kabul etmediğimi göstermez elbette fakat bu haliyle eksik kalmış gibi.
Siz varsınız. Nasıl, neden varsınız?
herkes var oldugunu dusunur zaten. onemlı olan gercekten oyle olabılmek, oyle oldugunu soyleyebılmek degıl gıbı. oncelıkle cok acıklayıcı olmus soyledıklerınız. (ben bu yazıyı aylar once okumustum yorum neden sımdı gelıyor bılmıyorum)
turler arasında benzerlıkler arttıkca yakınlasma da artıyo. dısı ve erkek keskın bı cızgıyle ayrılmıs gorunse de bırbırını anlamaya en cok ugrasan ıkı taraf gozumde.
dısı kesın baglılık ısterken erkek de bunu ıster aslında. ama “erkek” oldugundan ve dısıden farklı durması gerektıgını dusundugunden ıcten ıce taraf degıstırır. kadınsa bıldıgı yolda ılerler.
yıne de olmayınca olmuyo.(:
Bir bireyin, cinsiyeti sebebiyle ve bunu göz önüne alarak karar verdiğini, hareket ettiğini düşünemiyorum.
Fikir, cinsiyetsizdir.
karar pek cok seyın bırlesımıyle verılır. bu etkenler bazen fark edılır, bılınclıdır. bazen edılmez. cınsıyet faktoru fark edılmez’lerden.
Bu fikrinizi destekleyecek bir kanıtınız var mı, yoksa sadece size mi öyle geliyor?
Nasıl kanıtlanabılır kı bu? Fark edılmeden, bılınclı olmadan etken oluyor sonucta cınsıyet. Bı kac tecrube uzerıne bı kac yorum. Ben bunu destekleyecek, farklı dusunen bırı de bunu cokertecek bı kanıt bulamaz. Bana oyle gelıyor, da denebılır bu acıdan. (:
Demişsiniz ki: “dısıden farklı durması gerektıgını dusundugunden ıcten ıce taraf degıstırır.”
Fark edilmeden, bilinç olmadan etken oluyor diyemezsiniz o halde. Ya da, farklı durması gerektiğini düşünüyor olamaz. Bir şekilde yanlışınız var.
Kadın çok değerli ve “limited edition”, üretmesi çok enerji isteyen yumurtalarına (bizi de sersem eden hormonal iniş çıkışlarımızın müsebbibidirler kendileri) Fabergé yumurtası muamelesi yaparken erkek ise mebzül miktarda ve ömrünün sonuna dek üretebileceği tohumlarını mümkün olabilecek en geniş spektrumda ortaya saçmak arzusundadır. Kaynak? BBC’nin primatlarla ilgili belgeselleri bile yeter.
)
Bu bilimsel ama herkesin bildiği pek sıradan yorumuma ek olarak Jung kaynaklı başka bir şey daha yazayım: Herkesin içinde biraz dişi biraz erkek taraf var. Baskın olan bizi ne isek o yapar ama eksik olan taraf da tamamlanmak ister. Kendinde az olanı gördüğünde, bir olmak, tamamlanmak ister. Bu nedenle, hep karşı cinste aynamızı ararız.
Sizin de dediğiniz gibi kendi ayakları üzerinde duran, tutarlı bir “kadın” doğal olandan sapmadır. Onu sapma olarak algılamak beynin kendine tanıdığı bir nevi yorum kolaylığı. Bu durumda aradığınız buna benzer bir şey ise (size demiyorum, ortaya), onu algılayışınızı gözden geçirmek gerekmez mi? (Kaynak; 48 yıllık kişişsel gözlem; yeterlidir umarım. (Yoksa yandım ben, baştan başlamam lazım gelir…)
))