Gezinimi atla

Rui-Real Doll, originally uploaded by djletuz.


İçinde bulunduğum psikolojinin verdiğim cevapları, daha doğrusu tepkileri etkilediğini biliyorum. Etkilemese şaşardım zaten, insan değil miyiz? Tepkilerim, cevaplarım ve konuya yaklaşım tarzım zaman içerisinde, yıllar boyunca evrildi, törpülendi ve kimilerince olgun denilebilecek bir kıvama yaklaştı.

Olgun dedikleri tanım da, biraz dinlemeyi, biraz kendini karşındakinin yerine koyup düşünmeyi, biraz da sabır gerektiriyor. İşte sihrin tarifi bu kadar. Sinirden çatlayıp, yarılmadan ve karşında konuşanın canını yakmak istemeden, seni öfkelendirebilecek tepkilerini onu üzecek şekilde, onu kıracak şekilde karşılamadan; oturup sakin sakin iki insan gibi konuşabiliyorsan, sana olgun diyorlar.

Olgun olabilmek için ise, öncelikli olarak, daha önce bahsettiğim gibi, masada kalman gerek. Masada kalmalısın ki, her ne konuda olursa olsun anlaşmaya varabilecek zemini kaybetmeyesin. Anlaşma dediğimde ise, insanda büyük bir tartışma yaşanıyor hissiyatı oluyor. Bunda sinirden ve öfkeden bahsettiğim için benim de payım var. Yanlış anlaşılmak istemem: anlaşmak demek, hayatın her anında, daha doğrusu genel anlamda sorunsuz bir birliktelik yaşamak, paylaşmak denebilir.

Paylaşmak ise birçok kabulü gerektiriyor. En başta neyi kiminle paylaştığını ve nasıl paylaştığını. Ama bu kadar derin girmeye gerek yok belki de. Zira bunlardan bahsedebilecek kadar yakınımda olduğuna göre konunun özünü anlayabilecek kadar zeki olduğunu ya da en azından beni tanıdığını düşünüyorum.

Birçok erkek arkadaşım var. Onlarla yaşadığım gerilimli anlarda o ağır yükü taşıyamayıp belimden “çıt” diye kırılacağımı, beynimin zonklamaları yüzünden gözlerimin patlayacağını, anladığı halde hatasını kabul edebilecek kadar erdemli olamadığı için anlamazlıktan gelerek karşımda aciz bir çocuğu andıran tasvirlerini ağzına sokup onu boğarak öldürmeyi düşündüğüm olmuştur kimi zaman. Bütün bunlar, o gerilimli anın insana düşündürdüğü ve insanın kendini koruma reflekslerinden doğan, vucudun pompaladığı hormonlar sebebiyle olduğunu biliyorum neyseki. Onlar da biliyor. En sonunda bir anlaşma noktası vardır ve sorunlar çözülür ya da en kötüsü: affedilmeyecek bir hatası vardır ve hayatının sonuna kadar silersin onu hayatından. Bu son çözüm çok da sık rastlanır bir durum değildir aslında ama bir şekilde çözüme ulaşmak mümkündür. Erkeklerin kendi arasındaki ilişkisi genellikle oldukça uzun sürer. Sonlanacak arkadaşlıklar ise anlaşamamak ve çatışmaktan değil; hayata farklı bakış açıları sebebiyle zaman içerisinde ve zamanın erittiği, sildiği o arkadaşlık denen bağın kaybından dolayı olur.

Kadınlarda böyle değil. Kadınların kendi arasındaki açmazları, kaprisleri ve kıskançlıkları değil bahsetmek istediğim. Bir kadının erkek ile ilişkisi. Sistematik ve düzenli çalışmaya alışmış ya da güdülenmiş erkek beyni, kadının birbirini tutmayan ve çelişkiler yaratan tutumları karşısında bir tutulma yaşar. Bu tutulma, asıl komuta merkezinde -beyinde- olduğu için, o iki kişi arasında geçen her türlü işlem, iletişim, paylaşım ve ilişkinin tümünü etkileyeceği için; hayatidir.

Şimdi ben bunları anlatırken, içinizden çıkıp hiç mutlu aşk yok mu, ya da erkek adam olduğunda, insan olabildiğinde sorun yoktur, dillere destan bir ilişki yaşamak mümkündür, diyebilecek olanlar vardır. Sert bir yazar üslubuyla konuya devam edecek olsam, gerçek aşkı aramıyor musun, istediğinin sadece dürüstlük olduğunu söyleyen sen değil miydin, diyebilirdim. Hayır, bunu yapmak istemiyorum. Söylemek istediklerim ve söyleyeceğim, bir ilişkide anlaşılmazları, sapmaları ve aksaklıkları erkek beyninin görmezden gelme eğiliminde olduğudur.

Görmezden gelir, çünkü böyle yapmak zorundadır. Kendisinin rahatsız edecek her hareketi, sözü ve davranışı ya da ileride büyük problemlere gebe olabilecek tutumları her seferinde düzeltmek istediğinde bir erkek, kadının zalim ve acımasız saldırısına maruz kalır. Bu saldırı, öylesine derin ve gizlenmiş şekillerde karşısına çıkar ki kendisi bir suç işlemişçesine; kadın için üzülür, haksızlık ettiğini düşünür, ona sahip çıkmak ister ve sahipsiz olmadığı göstermek adına ona sarılmaya kadar vardırabilir işi.

Tabi, bu süreç, kaybetmek istemedikleri için geçerlidir diyebilirim. Kaybetmek ya da onu hayatından silip atmak… Yine insan aklının oyunları içerisinde kaybolmuş bir ırkın, yazıtlarındaki son satırlar gibi geliyor kulağıma. Bir değer içeriyorsa kaybetmek, değersizse silip atmak. Akıldan geçen bin türlü hesap ve bileşenin vardığı sonuç: büyük ekranda yanıp sönen bir kelime: Kaybetme!

İnsan beyninin yaptığı işlem sayısı ve işlediği algoritmaların karmaşık yapısına günümüzün süper bilgisayarları henüz erişebilmiş değil, en azından ben öyle biliyorum. Peki ya, benim yerime karar verebilecek bir bilgisayar olsaydı, sana karşı daha ılımlı, sert, sevecen, tutkulu, hain ya da içten pazarlıklı olabilir miydim?

  1. olamazdın! hayat bir çatışma, kadın savaşçı ve erkek savaşçı.. güçler kimi zaman birleşir tek vuycut halinde bazen yenilmez olan büyük bir kadın simgesiyle savaşılır, bazen erkek simgesiyle.. bazense büyük güçler, büyük aşklar büyük sorunlar doğurur, kanlı bir savaş gibi.. bazense tek vucut büyük bir topluma hükmederek toplumun fertleri arasında soğuk savaşlar başlatır.. tek vucut olan aşka güzel aşk diyoruz imreniyoruz.. olamayansa, birbirine, karşısııdakine ve herkese daha önceden çözülmüş fakat ilk defa işleniyormuş gibi sorun çözmeye, sorun yaratmaya çalışır.. İNSAN BEYNİ KENDİ KENDİNİ ÇÖZMEYE ÇALIŞIR.. ÇÖZÜMLEDİKÇE KENDİ HAYATININ GİDİŞATINDA FORM DEĞİŞTİRİR.. DEĞİŞEN YENİ FORMA GÖRE KENDİNİ, DEĞİŞEN ÇEVRESİNE GÖRE YENİ BAŞTAN BİÇİMLENDİRİR.. YANİ İNSAN HAYATI BOYUNCA YÜZLERCEKES DOĞAR.. BİR BİLGİSAYAR FİKİR SİZE YENİ BİR ÖRETEMEDİĞİNDE KENDİKENDİNİ DOĞURAMAZ.. ÖNCELİKLE CANSIZDIR.. bİLGİSAYARLAR KENDİ KENDİNİ ÜRETEMEZ.

    • Alinmanizi istemem fakat ne anlatmaya calistiginiza dair bir fkre sahip olamadim. Ayrica, yorumunuzun bir kisminin buyuk harflerle yazilmis olmasini da yorumlayamadim. Bagiriyor muydunuz o sirada?

  2. Kadınlar deneyimsiz iseler (gençseler) ve(ya)ortalama zekada iseler (çan eğrisi doğrudur) ve bri de karşısındaki ile kendi tatlı hayallerinin süslediği “beklenti”leri üzerinden ilişki kuruyor iseler, “birbirini tutmayan ve çelişkiler yaratan tutumlar” çok normaldir ve kaçınılmazdır.

    Ama allahtan tersi de var: tutarlı, çelişkisiz, ne istediğini bilen ve erkeği germekten, kafasını karıştırmaktansa birlikte eğlenmek, yaşamın tadına varmak isteyen “oyuncu” kadınlar. Erkek kafası bunu da sapma olarak görüp, görmezden ve anlamazdan geliyor.

    Olur da ikisinden birini seçmek zorunda kalsa, erkeklerin çoğu kendilerini yoracak ama “norm”a uygun olanı iyi kötü tanıdıkları bir format olarak tercih edeceklerdir. Ne istediğini bilen kadın ise, el elde başbaşta “Neden?” diye sorar bulacaktır kendini. “Sen oynamak istemiyor muydun?”


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.