lounging, originally uploaded by nsbkaizen.


Pis bir yağmur yağıyor. Sinsi sinsi, ağır ağır, kararlı ve inatçı yağıyor. Tüm şehri yıkamak değil de, sanki iliklerine kadar ıslatıp, üşütmek niyeti. Camın üzerinde birbirine yaklaşıp, yapışıp, çarpışıp hızlanarak aşağı kaydığını görüyorum damlaların. Bazen rüzgar yüzünden yan yan kayıp sanki gözlerimin önünden kaçmak istiyorlar. Küçük küçük ışık parçalarıymış gibiler. Acaba gözümün önüne düşmeden önce, havada süzülürken de çarpışıyorlar mı?

Oda, ev, sokak ve şehir karanlık. Uzakta iki kıtayı birbirine bağlıyor bir köprü usulca; mağrur. Eve varmak istemeyen, istemez görünen birkaç araba gidiyor, geliyor yavaşça; belki de bana öyle geliyor. Bütün şehir uyuyor da, bir ben uyanıkmışım gibi; arabalar sürücüsüz, sokaklar tehlikesiz, gürültüsüz, cılız ve ürkek sokak köpekleri kendine sıcak bir yuva bulmuş da, onlar da diğer herkes ve herşey gibi uyuyor olmalılar. Belki çöpçüler gelir birazdan, o büyük ve gürültülü arabalarıyla gelir arındırırlar bizi, beni.

Karanlığın adım adım odama dolmaya başladığı saatlerden beri içim sıkılıyor. Karanlığın boyadığı odada, şehirde ben de karışmak istedim o karanlığa. Onunla bir olmak, kaybolmak, karışmak ve bir başka dünyanın sır dolu kapılarından geçerken kendimi unutmak istemiştim. Kendimi değil de, onu unutmak. Olmadı.

Aklıma geldiğinde, yalnız olduğumu hatırladığım ve onun artık benim olmadığını, o küçük ayaklarının üzerine basarak şu kapıdan çıktığı an içimde tuzla buz olan kendime güvenim, yarın ne yapacağını bilmez şekilde uyanacağımı bilmek, bazı şeyleri olmamış, yaşanmamış, kırılmamış saymak, sayabilmek değildi içimden geçenler. Gözleri kör eden bir ışığa boğulmuş insanın şaşkınlığı, aracını duvara toslamış bir sürücünün çaresizliği, son parasıyla karnını doyurduktan sonra tekrar acıkan, hem de çok acıkan bir fakirin umutsuzluğu da değildi. Hayır, tüm bunlar asla tarif edemez içimden geçen nehrin, mürekkep gibi koyu sularının tehlikeli girdaplarını ve derinliğini.

Gerçekliğine inanamadığım dakikalar, saatler önümden akıp gittikten sonra, mesela şimdi onu tekrar göremeyeceğim aklıma geldiğinde göğsümün orta yerinden başlayıp aklımın ve ayaklarımın en ucuna kadar titreyerek çırpınan bedenim mi yoksa duygularım mı karar veremiyorum. Ayrıldık biz.

Boğazın göremediğim sularını yararak ya da sıyıra sıyıra, sanki uykudan gözleri kapanan bir çocuğun yorganı açmaktaki uyuşukluğunu hatırlatarak ilerleyen büyük bir geminin tüm şehri uyandıracak çığlığı gibi koptu içimden. Bu büyük çığlık nefesini verir gibi tıslayarak sonlanmış olsa da, dalga dalga, yankı yankı geri gelip beni ve tüm benliğimi sardı. Titretti.

Ben kıyıdan onun gidişine bakarmışım, onu özleyecekmişim ve o bunları bilirmiş gibi aktı gitti şehrimden, biliyorum. Sanki ben gelip geçici değilmiş de, neyim varsa hepsini benden söküp almak üzere gelmiş gibi, çığlığı ile aklımı ikiye böldü ve geriye benden ne kaldıysa aldı gitti.

Şimdi kıyıya ulaşmayı başarmış, fakat ötesine gücü kalmamış bir şişe gibi bomboş, şehrin ayaklarımı basmam gereken topraklarına kafamı vura vura salınıyorum. Boş bir şişeyim ben. Kafamı nerelere vursam da boş…

Yorum Yapın

*
*