Bulutlar geçiyor üzerimden.

Yattığım yerde dünyayla birlikte döndüğümü hissedebiliyorum. Tüm dünya, hep beraber dönüyoruz, o büyük uzay boşluğunda; küçük hissetmiyorum, önemsiz de değil. Bulutları seyrediyorum; ben dursam da, yatsam, uyusam da akan, geçen, yaşanan, yaşanmış sayılan hayatı düşünüyorum.

Rüzgarın yüzüme dokunuşunu sakin bir keyifle kabul ediyorum. Ağaçların dallarına saklanmış bir kuşun cıvıltısı, yaprakların hışırtısına açıyorum kulaklarımı. Gölgesinde birkaç aileyi ağırlayabilecek ağaca bakıyorum, bir zamanlar serçe parmağımı bile gölgeleyemediği zamanları düşünüyorum.  Ama yetmiyor. Karnımın ağrısı geçmiyor.

Ağrı. Vucut denen o muhteşem makinanın gıcırtısı gibi. Bir terslik olduğunu haber veriyor, uyarıyor beni. Mevcut zaman ve mekandan koparıyor, aklımı başka konulara eğmeme müsade etmiyor. Acı. Değişmemi istiyor belki de. Değişmezsem, aynı şekilde yaşamaya devam edersem, belki de bir gün öldürecek beni. Kendisini yavaş yavaş belli etmeye başlamış olsa da, yeterince ciddi olduğu apaçık ortada.

Hayatın,acı tatlı olduğunu biliyorum elbette. Zorluklarına daha önceleri anlam veremesem ve karşı çıksam da, uzun zaman önce kabul ederek bir barışa varmaya çalıştım. Hayat beni zorluyor ama yıkamıyor. Hepimizi. Hiçbirimizi. Bizimle misin, birlikte miyiz, onlardan mısın, kimlerdensin, hepimiz miyiz, hiçbirimiz mi? Aklının içinde çizdiğin resme bağlı. Yalnız bırakan, yalnız kalmış hissettiren, tek bırakan, eşsiz kılan, rakipsiz olduran, seven, sevdiren, kabul eden, bir parçası olmanı sağlayan, parçaları uyumlayan, güçlendiren ve tüm bunların hepsi ile hiçbiri düşüncelerine bağlı.

Düşüncelerimin geçtiği tüm yollarda sen varsın, yolun kendisi sensin. Geçip gidemiyorum, yolun ortasında kaldım.

Keşke seni aklımın içine alabilseydim. Keşke alabilseydim ve orada, o kıvrımlı yollarda biraz dolaşabilseydin, kendi cümlelerinle anlayabilseydin beni.

Yağmur yağıyor, bir karınca durmuş düşen damlalara bakıyor.

Bir sürü göç ederken, avcıları da peşinden göç ediyor.

Güneşe dönüyor yüzünü çiçekler, ne yapacağını, yapabileceğini biliyor.

Düşünceler yağıyor göç eden aklımın içinde, yüzümü yere eğerek yürüyorum.

Bulutlar geçiyor üzerimden…

high-tide-heels, originally uploaded by the.one.

Ne desem bilemiyorum, nutkum tutuldu açıkçası.

Makinaların insanlara başkaldırısından korkuyorum. Gelecekten gelen robotlar gördüm insan ırkının kökünü kurutmak için, yazılımlara rastladım insanları kaynak olarak kullanmak isteyen, köleleştiren. Uzun, çok uzun zaman önce klonlanmış insanlarla, robotların savaşını da gördüm. Bir güç savaşı. Mantık kurgularının birbirine mücadelesi. Satranç benzeri belki. Uzun vadeli bir planı, belli etmeden ufak ufak uygulamaya koymak gibi. Makinaların, Kasparov’un söyledi gibi, psikolojik avantajları var. Ümit ya da inkar gibi gerçeklerin üzerini örtebilecek düşüncelerden uzaktalar. Belki kurtuluş oradadır, bilemiyorum.

Makinaların başkaldırısından bu yüzden korkuyorum. Yine de, ne şekilde düşüneceklerini, düşünebileceklerini tahmin edebiliyorum. Tahmin edilebilirlik, birisini tanımış olduğunu anlatır bir sonuçtur aslında.  Tahmin edilemezliğin tahmin edilebilir olduğunu söylesem, bir makinanın belki aklını karıştıramam ama ben o noktada tükeniyorum. Her defasında beni şaşırtmandan, şaşırtmamandan bıktım.

Seni mutlu etmek için; aklım, gücüm, mantığım ve aklına bana dair ne varsa ortaya koysam, senin için organize ve seferber etsem dahi mutlu değilsin.

Mutlu olmuyorsun. Çünkü ne istediğini bilmiyorsun. Neyi bilmediğini de bilmiyorsun. Bildiklerinin de farkında değilsin. Hayat senin için bir lunapark. Bilet parasını ödersem, bana da açarsın bir kucak.

Benim de tükendiğim anlar olacaktır. Oldu.

Senin duygularından da, şikayetlerinden de, mantık içermeyen isteklerinden, düşüncesizliğinden; kadın olmayı her türlü arızana sebep gösterebilmenden bıktım.

Söz burada bitti. Bu yüzden.


Sen, en içten çabalarıma rağmen, matematiksel kesinliğin bir harmonisi olmanın aksi ihtimalini göz ardı edemediğim bir anormalliğin neticesisin. Bundan azimle kaçınmaya çalışmak bir yük haline geliyor, bu beklenmedik ya da kontrol dışı bir şey değil. Seni kaçınılmaz bir şekilde buraya getiren de bu kontrol.


* You are the eventuality of an anomaly, which despite my sincerest efforts i have been unable to eliminate from what is otherwise a harmony of mathematical precision. While it remains a burden to sedulously avoid it, it is not unexpected, and thus not beyond a measure of control. Which has led you, inexorably, here.